Pazartesi, Eylül 14, 2015

Tiflis (Tbilisi)

Bu guzel şehir dogu avrupayla Rusyanin karisimini vize sunuyor. Tertemiz sokaklari, eski restore edilmis evleri, modern cafeleri, bakimli kızları, şehri ikiye ayiran sakin nehriyle her zaman görülmeye değer.












Çarşamba, Ağustos 26, 2015

Götûr Beni Dogdugum Yere

Trabzon - Kalkinma Mahallesi - 110 nolu sokak












Salı, Ağustos 25, 2015

Trabzon - Ordu

Trabzonun ici karisik ve yogun gorunuyordu. Otostop.cekebilecek miyiz diye dusunmeye baslamistim. Molozun ilerisinde biri durup.bizi aldi, yalni ancak akcabata kadar gidiyordu. Hava kararmak uzereydi ve ilerlemek istedik. Akcabatta harika bir kofte yeyip otostopa devam ettik. Bizi alan once Istanbulda 4 sene pavyonda komilik sonrada seflik yapmis genc bir cocuktu. Simdi de Trabzonda av malzemeleri satan bir dukkan isletiyordu. Kirayi suan zor odeyen adam Istanbulda sef iken gecelik 1500 tl (500 usd) kazandigini fakat kumar ve uyusturucu ile aabaha meteliksiz gezdigini anlatti. Fakat Giresuna bile ulasamadan araba bozuldu. Bosta da arabayi kenara cekemedik. Sonrasinda beraber ritim tutup sarki siyledik ve Serdar Beyin arabayla devam ettik. Trabzonlu taseronluk yapan Ordu havalimaninin harfiyatini yapan bir beydi. Has Trabzonlu hirsli bir adam..nerdeyae konusurken direksiyon elinde kalacakti. Yolun yariainda durdu, kendi kamyonlarindan birini aldi, direkaiyona ben gectim. Sonunda otostop cekip arabayla Orduya gider bir hale gelmistik. Arabada sarkilar soyleyip azginlik yapiyorduk :))

Oy Batumi Batumi











Ankara Batumi

Havalandirma kapanmiyor deyince muavinin yaptigi

Pazar, Temmuz 28, 2013

Beynınızı Genc Tutabılmek,Sureklı Yenıleyebılmek ,Genc Kalmak ,Hafızayı Sureklı Canlı Tutabılmek

Arastirmalar 1200 adet 70-80 yas arasindaki kiside yapildi. 10 yil sure ile izlendi bu kisiler.Arastirmacilar beyinlerini muhtesem durumda koruyup, beyin fonksiyonlari inanilmaz iyi durumda olanlarda musterek 3 sey buldular;
·         fiziksel olarak aktif kisilerdi, hergun yuruyorlar,hala hergun spor yapiyorlardi;
·         mental-beyin olarak son derece aktiftiler;
·         ve ailelerine ve topluma katkida bulunduklarina inanan kisilerdi bunlar.Siz kac tane "basariyla yaslanmis " kisi taniyorsunuz? Onlarin musterek kaliteleri nedir?
1.        Gunluk otomatik ,rutin aktivitelerinizi kokunden sallayin;degistirin.Disinizi oteki elinizle fircalayin;hergun gittiginiz yol yerine ara sokaklardan yuruyun;is masanizi yeniden organize edin;herseyin yerini degistirin.
2.        Hep herseyle ilgili olun!Emekliligi erteleyin;kendi alaninizdaki oteki kisilere mentorluk yapin;"challenge olan" yani baskalarinin,siradan insanlarin yanasmadigi,korktugu,kactigi,denemedigi seylere talip olun;egzotik yerlere seyahat edin;torunlarinizin hayatinda kalici pozitif izler birakin,onlarla yakindan ilgilenin;topluma kalici gonullu hizmetlerde bulunun ;kendinize surekli yeni hedefler koyun;yeni amaclar edinin.
3.        Duyularinizi doyurun ve ara sira da onlari sasirtin;yaniltin-Hafiza sadece gorus ve seslerle sinirli degildir; dokunma, duygular hatta kokular da hafizanin bir parcasidir.Cevrenizdeki Hint veya Asya ve benzeri pazarlara,baharat satanlara gidin ve yeni kokularla,tanimadiginiz yiyeceklerle tanisin.
4.        Kendinize yeni hobiler bulun;yeni dersler alin,kurslara katilin veya beyninizin daha farkli bolumlerini calistiracak isler yapin-Bbbalo danslari idealdir.Kisa hikayelerden Tolstoy'a kadar okumak ve komputerden astrofizige kadar tum yeni konularin hepsi muhtesem beyin yenileyicilerdir.
5.        TV yerine oteki uyaricilari kullanin. Bahcede calismayi,birseyler ekmeyi,satranc oynamayi ,hatta hatiralarinizi yazmayi deneyin TV seyretmek yerine.
6.        Yeni iliskiler kurun;yeni seyler deneyin-Gozunuzu acip kahve icip,kahve kokusunu icinize sindirmek yerine bir defa da kahveden de once,ilk once taze vanilya cubugunu veya vanilya ozu sivisini koklayin.Size anlamsiz gibi gelebilir ama boyle yeni tadlarla,kokularla vs tanismak,yeni iliskiler kurmak-hatta bazilarini istemeye istemeye yapsaniz dahi-inanilmaz beyin yenileyicisidirler.
7.        Normal olarak hic ilgilenmediginiz,hic dinlemediginiz insanlarla KONUSUN VE DINLEYIN-Hafizanizi tazelemeyi surekli gerceklestirin,deneyin-Otobus soforune adini sorun,sohbet edin,,bir dahaki sefere adiyla hitap edin.Eger size oglunun dersindeki sikintisindan bahsederse,bir dahaki sefere onun derslerinin nasil oldugunu,bir gelisme var mi diye sorun.Hafizayi tazelemek,yenilemek programina gecis sadece eski aliskanliklari bir kenara atmak degildir;ama hem de yeni ve daha dinamik,daha hareketli seyler yaratmaktir.

Pazartesi, Mart 25, 2013

100 yaşını geçenlerin sayısı artıyor



Robert Bosch Vakfı ve Dietmar Hopp Vakfı tarafından Heidelberg Üniversitesi'ne yaptırılan bir araştırma kapsamında Almanya Heidelberg ve çevresinde 100 yaşını geçen insanların yaşam stilleri araştırıldı.
Araştırma sonuçları, 2001 yılında yapılan benzer bir araştırmayla karşılaştırıldığında 100 yaşındakilerin sayısının 210'dan 600'e çıktığı görüldü.

Araştırmaya göre, ayrıca 100 yaşındakilerin çoğu yaşlılar yurdu yerine kendi evlerinde yaşıyor ve hem ruhen hem de bedenen 2001 yılında ankete katılan 100 yaşındakilere kıyasla daha sağlıklılar. Robert Bosch Vakfı, araştırma sonuçlarını Almanya'da yaşlılığa ilişkin fikir ve projelere verilen “Yaşlılık Ödülü” (Alterspreis) için 2013 yılı başvurularının başladığını açıklarken kamuoyuna tanıttı.
Heidelberg Üniversitesi'nin çalışması, yaşlılığın giderek daha faal ve daha olumlu bir yaşam evresi olarak görüldüğünü gözler önüne serdi.
 
Özellikle iyi eğitimli kadınların ömrünün uzadığına dikkat çeken Grimm; şu sıra 100 yaşına basmış kadınların sayısının aynı gruptaki erkeklerin sayısının hemen hemen dört katına denk geldiğini belirtiyor.

Uzmanlar insanların yaşam tarzıyla ortalama yaşam süresi arasında bağlantı olduğunu belirtiyor. Sigara içmemek, bol spor yapmak, sağlıklı beslenme, sükûnetli olma ve stresi makul düzeyde tutmak yaşam beklentisini uzatıyor.
DW Türkçe
 

Perşembe, Ocak 22, 2009

Toplanın, mutluluğun sırrını veriyorum !



Bir kere şu ortaya çıktı: Para, mutluluk getirmiyor
kardeşim! Modern dünya, sadece 'daha zenginlerin',
'daha az zenginlerden' biraz daha mesut olduğunu,
bu saadetin de 'üstünlük' hissinden
kaynaklandığını ve uzun sürmediğini keşfetti!

Psikologlar 'mutluluk' konusuna takmış
durumdalar. Temel ihtiyaçları karşılandığı sürece,
daha fazla para ekstra bir mutluluk getirmiyor.

Peki kim, niye mutlu oluyor ? Time dergisinin son sayısı,birçok bilim adamının bu konuda yaptığı
araştırmalardan çıkan ilginç sonuçları konu alıyor.

Mutluluk, bizim sandığımız etkenlerden çoğuyla hiç
bağlantılı değil!
Para ? Hiç alakası yok!
Eğitim ? Hiç etkisi yok!
Zekâ ? Aynı şekilde!
Gençlik ? Bilakis! Yaşlıların hayattan gençlere göre
daha çok zevk aldıkları ve depresyona daha az meyilli
oldukları kanıtlanmış!
Evlilik ? Araştırmalara göre, evli insanlar bekârlara
göre biraz daha mutlu olsa da, bunun sebebi zaten mutlu
olmaya meyilli insanların evlilikleri daha kolay
yürütmesiyle ilgili olabilir!
Güneşli havalar ? Hayır! Amerika'nın bol yağmurlu
bölgelerinde yaşayanların Kaliforniyalılara göre daha
depresif olmadığı kanıtlanmış!

O zaman insanları mutlu eden ne?
Bulgulara göre dini inanç insanların mutluluğunu
artıran önemli bir etkenmiş.
İnanan insanlar zorluklara karşı daha kolay göğüs
geriyor ve daha iyimser oluyorlarmış.


Arkadaşlar, mutsuzluğa karşı müthiş bir ilaçmış!
Ahbapları, dostları, aileleri ve çevreleriyle daha
yakın ve sık ilişki kuran insanlar karamsarlıktan uzak
kalmak için en etkili formülü bulmuşlar.



Beatles - Across The Universe - Strawberry Fields Forever

Dostlar Mutluluğa Birebir
Bu arada, mutlu olmak için bir grup psikoloğun
kullandığı 'gün inşa etme' metodundan bahsetmek
lazım.Denekler bir gün önce dakika dakika ne yaptıklarını
hatırlayıp, bu aktivitenin onların açısından mutluluk
düzeyini birden yediye kadar işaretliyorlar.
Bu test 900 kişide uygulanıyor.
Sonuçlar ilginç...
En çok mutluluk veren aktiviteler, arkadaşlarla
sosyalleşme, evde yatıp gevşeme, dua etme ve yemek
yeme... Bunları spor yapma ve televizyon seyretme takip
ediyor.
Tuhaf ama 'çocuklarla ilgilenmek' listenin en
altlarında, ev işinin bir sıra üstünde yer alıyor!
Çoğu insanın hayatında mutluluğunun kaynağı olarak
gördüğü çocukların, günlük hayatın mutsuzluk
sebeplerinden biri olması ilginç!
Demek ki, mutlu ettiğini sandığınız her şey mutlu
etmiyor!
Ancak, günlük hayatta insanı sinirlendiren, geren,
mutsuz eden ufak tefek olaylar, hayatın genelinde mutluluk
kaynağı olabilirmiş!
Sürekli şikayet ettiğiniz stresli işiniz,
hayatınızın en önemli rengi olabilir örneğin.

Psikologların bu konuyla ilgili edindiği farklı bir
bulgu da: 'Sonların gücü'!

Sözgelimi, sizi çok mutlu eden bir ilişki, son bir
haftasında berbat kavgalar ve gözyaşı dolu bir
ayrılıkla sonlanıyorsa, bütün hayatınız boyunca o
ilişkiyi kötü hatırlıyorsunuz!

Bu konu, kolonoskopi yaptıran bir grup insan üzerindetest edilmiş.
Biliyorsunuz kolonoskopi, bağırsaklarla ilgili rahatsız
edici, biraz acılı bir muayene metodu.
Bir grup hastaya standard kolonoskopi yapılmış.
Diğer grupta ise kolonoskopi aleti, muayeneden sonra 60
saniye hareketsiz bırakılmış.
Hastalara acı veren bölüm aletin hareketleri olduğu
için, uygulama 60 saniye daha uzun sürdüğü halde,
muayenenin sonu 60 saniyelik acısız bir zaman dilimiyle
bittiği için, ikinci gruptaki hastalar, uygulamayı, ilk
gruba göre daha az rahatsız edici bulmuşlar!
Peki, herkes mutlu olabilir mi?
1996'da yapılan bir araştırmaya göre, bir insanın
hayatından memnun olması, yüzde 50 oranında genetik
yapısına bağlı!
Genler neşeli, rahat bir kişilik yapısını, streslebaşa çıkma kapasitesini, depresyon ve endişeye meyili
yönlendiriyor!
Eğer bir insan genetik olarak mutluluğa meyilliyse,
başına berbat şeyler de gelse, hatta kaza sonucu bir
uzvunu bile kaybetse, zaman içinde, eski mutluluk
seviyesine ya da ona yakın bir noktaya dönebiliyor!



Çalış, Şükret Senin de Olsun


Bütün psikologların üzerinde fikir birliğine
vardıkları üç mutluluk formülü var:

Şükretmek, iyilik yapmak ve yaptığın işi sevip daha
çok konsantre olmak!

Şükretmek, hayattan duyduğun memnuniyeti ifade etmek,
hatta bunu düzenli olarak yazmak ve söylemek, sadece
insanın keyfini yerine getirmekle kalmıyor; Kalifornia
Üniversitesi'nin araştırmasına göre fiziksel
sağlığı düzeltiyor, enerji seviyelerini yükseltiyor,
acı ve yorgunluğu azaltıyor!
İyilik yapmak, sözgelimi düzenli olarak bir huzurevini
ziyaret etmek, bir komşuya yardım etmek, babaanneye mektup
yazmak, mutluluk derecesini ani ve dramatik biçimde
artırıyor!

Ne para, ne aşk, ne güneş, ne gençlik.

Yaptığınız işi sevip, o işe bütün
konsantrasyonunuzu ve enerjinizi severek vermek de,
mutluluğun formüllerinden biri.
Marangoz olsanız da, doktor olsanız da böyle.
O kadar araştırma, kolonoskopide ekstra 60 saniyeye
katlanan denekler (!), yazışmalar, toplantılar,
istatistikler...

Psikologlar yine bize ana okulunda öğretilenlerle kutsal
kitaplarda yazılanları bulmuşlar:
Mutlu olmak için çalış, iyilik yap, şükret!

Pazar, Ocak 11, 2009

her sekilde keyifler 10 numara olabilir


ya abi simdi
yatakta oturuyo ne olduğunu farketmeden çökmüş bir şekilde dusunuyodum
etrafımdakileri de mutsuz ediyorum kendimi de bazen, karamsar olmaya izin veriyorum kendime

sonra dedim ki ne gerek var
kendimi iyi hissedebilirim
mutlu hissdebilirim mesela?

Hersey cok guzel olucak diyebilirim kendi kendime!
(olamaz mı?)

olumsuz dusunceleri durdurarak olumlularla bir baslangic yapabilirim dedim...Hic birseyin iyi olmasini beklemeden hemen simdi bunu yapabilirim!

Ve benim bi ozgurlugum varsa o da beni kimsenin bunu dusunmekten alikoyamayacak olmasidir.

Sonucta keyifli olmayi herhangi birsonuca baglamadigim surece

her sekilde keyifler 10 numara olabilir

ne dersin :D ?

Cumartesi, Ocak 03, 2009

Al Capone

Cocukken her aksam tanriya bana bir bisiklet vermesi icin dua ederdim.
Birgun Tanrinin calisma tarzinin bu olmadigini anladim.
Birgun gittim kendime yeni bir bisiklet caldim ve her aksam yatmadan tanriya
gunahlarimi affetmesi icin dua ettim.
Al Capone
1899-1947



Pazar, Kasım 25, 2007

İnandığın Şeyden Asla Vazgeçme


Bi bakın..

Olduğunuz yerden geriye ve yıllarca geriye... Kimler eğlendi, içti-sıçtı, hırslandı, fethetti, üzüldü, kaybetti, kazandı... Bu dünyadan sayısız insan geçti, sizin hislerinizle... yalnızlıklarınızla... zevkleriniz ve sıkıntılarınızla... hem de aynılarıyla...

Yaptığımız şeyleri acaba biz istediğimiz için mi yoksa birşeyleri devam ettirmek için mi, oyunu bozma şansımız olmadığını kabul ederek mi, ailesinin annesinin küçük oğlu kızı olmaya devam etmek için mi yapıyoruz-sürdürüyoruz!

Bazen öyle olur ki içinizdeki çok çok küçük bir sıkıntı, boğmayı tüm çabalara rağmen başaramadığınız küçük bir ürpertiyi hissedersiniz... Tam midenizin olduğu yerde... İşte o boğamadığınız küçük çocuk... İşte o sizsiniz

Şeytanın Fısıldadıkları Bölüm 2


Hayatın Yaşları
*”Kadınlar” dediğiniz an çocukluk bitmiş , gençlik başlamıştır
“Başarı” dediğiniz an gençlik bitmiş orta yaşlar başlamıştır.
“Zaman” dediğiniz an orta yaşlar bitmiş, yaşlılık başlamıştır.

*Gökdelenin tepesinden atlayan adama orta katların önünden geçerken sormuşlar: “Nasıl gidiyor?”
“Şimdilik iyi vallahi” demiş
Çok çalıştığımız orta yaşlarımız işte böyle geçer

Zaman ve Mutluluk

*İyimser ile kötümser arasındaki yegane fark vade farkıdır. Yoksa uzun vadede herkes iyimserdir.


Ölüm

*Kimse eşit doğmaz
Ama herkes eşit ölür
İşte onun için
Ölüm acı bir son değildir
Hayatımızın yegane adil başlangıcı ve biricik fırsat eşitliğidir

*Tanrı doğanları hayat; ölenleri ise cennet vaadi ile kandırıyor vallahi.
*Yaşarken ölümden korkma hakkımız var. Ama doğarken yaşamdan korkma hakkımız yok.
Haksızlık bu

*Doğarken kimse eşit doğmaz
Ölürken ise herkes eşit ölür.
Evliyalar, azizler ve peygamberler hariç. Onlar biraz daha iyi ölüyorlar (galiba)

*iyi doğmak, iyi yaşamak, iyi ölmek
Beyzadeler iyi doğarlar
Evliyalar ve azizler iyi ölürler
Hazperestler ve sanatçılarmı?
Onlar iyi yaşarlar

Emre Yılmaz"Şeytanın Fısıldadıkları"

Etiketler: , , , , , , ,

Pazar, Ocak 07, 2007

Hayatımızın Amacı Para Kazanmak mı?



Çevremdeki insanlarla her konuştuğumda mutlaka şu şekilde serzenişler duyuyorum. Ah bir parayı bulsam neler yapacağım. Ah bir şöyle kariyer yapsam ne süper olur. Çok iyi para kazanırım. Şu şirkete bir girsem 2 sene de terfi eder iyi para kazanırım vs. vs.
Şimdi kafamı önüme koyduğumda belki hiçbir zaman bu kadar çok para istemedim ama zamanında ben de hangi sebeple olduğunu bilmeden param olsun istemiştim.
Ama inanın dostlarım ev, araba, statü için değil di benim isteğim. Sebebini bilmeden istiyordum.
Oysa şimdi kafamı önüme koyduğumda bakıyorum da hayat ne anlamsız ve bir oyunun tekrarı gibi geliyor. Oyun dünyasında bir senaryonun oyuncusu olarak hayatıma devam ediyormuşum da haberim yok.
Ne için istemişim ki çok param olmasını ? Sonra bir gün kendi idealimi ortaya koydum. Daha doğrusu bu hayatta ne yaparsam daha iyi ve hayırlı bir kul olurum. Belki de onu anladım. Adeta bilinçaltına attığım kendi idealimi. Ben ne istiyordum ve gelecekten ne bekliyordum ? Ve yaklaşık 1 yıldır bu sorunun cevabını biliyorum. Bunu bir ben biliyorum, bir de Allah. Bir de birkaç yakın dostum..O kadar..Şimdi bir gün imkanım olduğunda Allah inşallah yapmak istediklerimi yapmamı nasip eder de bende bu dünyadaki görevimi en iyi şekilde başarmış olurum.
Belki yıllarca kendi amacımın ne olduğunu bilmeden yaşadım ama bu bana bu dünyaya neden geldiği mi ve gerçek amacımın ne olduğunu sorgulamamı sağladı. Şimdi soru şu ? Sizin amacınız ne ? Para kazanmak mı sadece ? Peki o parayla ne yapacaksınız ? Sevgili dostlarım.
Bir an için gözlerinizi kapatın ve dünya üzerindeki tüm paraların sizin olduğunu düşünün. Ve 90 yaşında olduğunuzu da...Şimdi o parayla ne yapacaksınız ? Gözlerinizi kapatın ve sadece düşünün...
Psik. Dan. Selçuk Arıcıİnsan Kaynakları Uzmanıselcuk@diyalog.com

Salı, Aralık 12, 2006

Şeytanın Fısıldadıkları



Zaman Hırsızları

*Eskiden sadece çalışırken zamanımızı çalanlar, artık boş zamanımız için de rekabet halindeler.
Sinemaya mı gitsek, diskoya mı?
Yoksa ucuz bir turla İtalya’ya mı?

*Sırtını bir ağaca dayayıp yüzünü güneşe çevirmek Kapitalizme baş kaldırmaktır.

*Ne yapsak çalışanların dünyasından ayrılamayız artık. Dinlenirken ve eğlenirken bizler tüketiyoruz başkaları çalışıyor ve üretiyorlar

*Hayatın anlamı nedir diye….
Doğuya gittim – Eziyettir; Selametin için çalış dediler.
Batıya gittim – Çalışmaktır; Selametin için çek dediler.


Peki en büyük öğretmenler ne diyorlar?

Doğa ne diyor önce?
Acıdan kaç

İksirler ne diyor?
Hazza koş

Müzik ne diyor?
İşte haz

Aşk ne diyor?
Gel.

Verimlilik ve İlerleme

*Avcı ve toplayıcı obalar günde iki saat çalışarak hayatta kalırlar. Biz post-modernler ise günde on saat çalışarak iki yakamızı ancak ucu ucuna getirebiliyoruz.

*Kapitalist işadamları ve onların köle ruhlu profesörleri, boş zamanınızı işten arta kalan zamanınız olarak hesaplarlar.

*Mutsuzluğunuzu azaltırsa bu bir ilaçtır.
Mutluluğunuzu arttırırsa uyuşturucu

*”Din kitlelerin uyuşturucusudur” derdi geçen yüzyılın bir büyük bilgesi.
Bu geçti. Gelen yüzyılda uyuşturucular kitlelerin dini olacak

*Aylaklık; düşünmek, duymak ve yaşamak için bağdaş kurmaktır. Çalışmak ise bir gün bağdaş kurabilmek için boşu boşuna koşuşturmaktır.

* Bilinenler ve bilinmeyenlerin toplamının bilinemezlerden az olduğuna ve hep olacağına inanıyorsanız siz tanrıya inanıyorsunuz ; bilinemezlere eşit olduğuna inanıyorsanız siz bilime inanıyorsunuz.

Ya eşit olduklarını biliyorsan? O zaman siz tanrısınız.

*”Küçük , bedensel ve geçici hazları küçümseyerek Ruhsal, Büyük ve ilahi hazları arayan keşişlere , dervişlere , Hint’ten ve Rum’ dan ermişlere, Sufilere ,bilgelere sakın kanmayın” diye fısıldadı şeytan
Hazzı hep göklerde arayanlar yeryüzünde bulamayan kabızlardır. Bu arif ,aşık ve cümle evliya takımı işte böyledir. Kendi kabızlık ve kasvetlerine gizemli mazeretler ararlar aslında.

*Tahrik, edildikçe daha çok üstümüze varan bir beladır. Elde edilince de bütün büyüsü kaybolan bir zilli.

*Tahriklerden asla yüzüm kızarmaz ; tahrik olmamak utandırır beni.

*Tahriklerden kaçarsam yorgun düşeceğim; reddedersem pişman olacağım; dayanmaya çalışırsam yenileceğim. Ama ya tahrik olmazsam işte o zaman suçluyum.

*Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi sende başkalarına yapma.
Bu can sıkıntısından patlayan hımhımların ahlakıdır.
Sana yapılmasını istediklerini sende başkalarına yap.
Bu hazperestlerin, fırlamaların ve piçlerin ahlakıdır.

*Yaşamak… bir akıntıya kaptırmaktır.
Düşünmek ise akıntılara kafa tutmaktır.
Halat, çapa, kürek, motor, yelken,
Allah ne verdiyse artık

*Dans neşenin dile gelmesidir…

*Bu kadar aklı başında bir dünyada yaşayanlar için tek kurtuluş delirmek olmalı.

*Talihin pezevengi fırsattır
Onunla düzüşmek istiyorsanız önce fırsatı görmelisiniz

Kendini Tanı
*Kendimi bilmek ruhumu sıkıyor.
Kendini bilenler ise canımı.

*Kendini bilmek kendini hapsetmektir, ileri safhalarda tanrının işine karışmaktır; hatta şirk tir.

Kendin Olmak

* “Arayış içindeyim”
“Hangi arayış” diye haykırdı büyük yeni çağ yorumcusu. “gerçek bir arayışa çıkan bulmuştur bile!”
“insanın hayatta bulup bulacağı yegane doğru, hemen yolun başında bulunandır.”
“o zaman herkes bulmuştur.”
“hayır, çoğunuzun ömrü arayışa nereden başlayacağınızı aramakla geçer. Bu yolun başında dolanıp durmaktır, yola çıkmak değil.”

“yola çıkıldığı an bulunur mu?”
“hemen o an ve o saat”
“nedir o bulunan?”
“Ananın …!”
Diye güldü ve devam etti
“Arayış içindesin oğlum ama bil ki kendilerini arayanlar iyi bir sevgili olamazlar. Seni arayanları sen de aramaya başlamışsan Büyük bir aşka hazırsın.
“Peki bu büyük bir aşka hazır adamlar kendilerini bulmuş adamlar mıdır?”
“Hayır kendilerini bulmak için en iyi yolun seni aramak olduğunu bulmuş adamlardır.

*Mutluluk üstüne düşünmek hele mutluluk için çabalamak kimseyi mutlu etmez.
Mutluluk her şeyden önce mutluluğu unutmaktır.

*Bu aralar mutluluğa hiç ihtiyacım olmadığı için galiba çok mutluyum.

*Yunancada mutluluk (eudamonia) sözünün içinde Şeytan (daimon) gizlidir. Bu bir tesadüf mü. Yoksa bu olağanüstü adamların bilgeliklerinin yeni bir zirvesimi? Eski yunanlılar için şeytan bize doğru yolu gösteren iç sesimize verdiğimiz isimdir. Bu demektir ki, Yunanca mutlu olmak istiyorsanız Şeytan’ı işin içine karıştırmalısınız

*Gavur dillerinde Şeytanın bir başka adı ise Lucifer’dir yani “Işık tutan” Bu gavurlar da bazen ne çok şey biliyorlar yahu.

*Kimse yalnızlığı sevmez. Neden?
Çünkü kendisi tanıdığı en can sıkıcı insandır.

*Yaşamın karşıt anlamı ölüm değildir.
Can sıkıntısıdır, dedim bir gün
O günden beri de canım çok sıkılıyor nedense

Tekrar Mutluluk Üzerine

*Aşırı mutlu olmamaktır mutlulukların en huzurlusu

*aşırı bir mutlulukta huzursuzluk vardır nedense. (Kaybedecek bir şeyler var çünkü)
Aşırı kederde ise huzur. (kaybedecek nasıl olsa bir şey kalmadı.)

Pazartesi, Aralık 26, 2005

bee

Varlığın
yüzümü
güldürüyor.

ve

herşeye
birazcık daha
sevgiyle
bakabilmemi
kolaylaştırıyor.

Cumartesi, Ekim 29, 2005

Gün Gelir Kedi olur Fare..


Çok duygusal yazıları ben yazardım genelde ve özelde.Hayat neleri dünyaya getiriyor ki sen ne kadar güzel bir beyin vermişsin Allahım.İnsanlar bu dünyaya neden bu kadar donuk yaşamaya geliyorlar anlamamışımdır.Yaşamak için savaşmak gerekir.Bunu bilerek söylüyorum tabi.Korku insanı ne kadar geriye götürüyor Allahım.Belki de zalim düşündüm şimdi.Severek yaşamak bu kadar mı zor???İşi gerçekten sevdiğin bir şeyle götürmezsen o sadece anı olur senin için.Bir tercih yaparsın her zaman.Bende ANI olsun istiyorum bir daha açılmayacak sayfalara dönüş sadece başka şey değil. yazı:Erkal Nadir foto:Kıvanç Şenbay

Perşembe, Temmuz 28, 2005

Büyük Basit Aldatmaca

benim kafamdaki teori de hep budur zaten... peşimi hiç bırakmaz...neye inandıysa insanoğlu onu var etti...
inanılan her şey artık bizim hayatımızın bir parçasıdır,
evet amerikayı yeniden keşfediyoruz bunu biliyorum
evet bu aynı safsata...
yane bu sözler bile sen ona inandıkça gerçek olacak :D
kerem:
ama inanmışsan sorun yoktur
bu bir süreçse yaşadığımız şey
KıVaNç:
aynen
kerem:
neredeysek oyuzdur
KıVaNç:
büyük basit aldatmaca
kerem:
aldatmaca ne
KıVaNç:
tüm bu hayhuy
yaşam koşturmacası
kerem:
aldatmacayı biliyosun hakikati biliyomusn peki?
KıVaNç:
bi hakikatin olduğuna inanmıyorum
kerem:
olm o zaman hiçbişey yok
sk gibi kalıyosun ortada
şu anda öyleyim ben
hiçbişeyın anlamı yok o zaman
KıVaNç:
evet oyuzden çk güzel zaten
biliyorum bu hep aynı sakız
kerem:
neresi güzel
KıVaNç:
herkez ne diosa ben de farklı bişey demiorm
güzel olan mutlak doğrunun yane bi dayatmanın olmaması
harika değil mi?:D

Cuma, Temmuz 15, 2005

Hayat-Das Leben-Life


Hayattan ne bekliyorum?:
(Sen hayattan neler bekliyorusun?)
Öncelikle insanların bana bakınca beni yaptığım le(işlerle) anmasını istiyorum.İş odaklıyım.İşimi seviyorum.Ve her ne yaparsam ünlü olmak istiyorum.O konuda örnek olmak istiyorum.
Sakin olmak istiyorum.Hayatın bana gösterebileceklerini yaşamış soğukkanlı bir insan olmak istiyorum.
Cesur olmak istiyorum.Çünkü nasıl olsa hiçbişey beni öldürmüyor.
Saygı duyulmak istiyorum.Fakat korkulan bir saygınlık değil bu.İnsanların o içtenliği içleinde hissetmelerini istiyorum.Herkesin aslında aynı olduğuna inanıyorum.Madem hepimiz aynı insanız...ozaman gerek yok...uzaklıklara,anlaşmazlıklara,üstün ya da zayıf olmalara.
Bu konuda çok zorlansam da , ne istediğimi bilmek istiyorum.Nokta atışı yapmak istiyorum hedeflerime.Oyalanmak istemiyorum.

Salı, Mayıs 03, 2005

Sevmekten Korkmak


Bizler... gökyüzündeki mavilikleri görmeye hasret... her bakışta gözlerimizi kısmak zorunda olmak güneşe, ne zor... ne ağır... oysa, o güneşin parlaklığına inat tüm gücümüzle açabilsek gözlerimizi kapatmamacasına. ve izin versek de girse o sıcaklık yüreğimize, hissetsek, benimsesek, bir parça yapsak o sıcaklığı... ne zor... ne anlamsız... bir kere izin versek kelebeklerin üzerimizden uçmasına, bir kere farketsek güzelliklerini, hayatımıza katacakları yaşama sevincini... ama biz bundan korkuyoruz işte... birileri gelecek, yüreğimize, hayatımıza yerleşecek ve biz ondan vazgeçmek istemeyeceğiz... işte bundan. bundan bütün kaçışlar, bütün mağrurluğumuz... bize göre güçsüzlüktür çünkü birilerine bağlanmak, sevmek, hayatında bir parça olduğunu ve onsuz herşeyin boş olacağını hissetmek... işte bundan tüm kaçışlarımız... bize göre güçsüzlüktür çünkü bunun adı. ama bilmeyiz ki; hayatımızda olması için savaştığımız zaman asıl güçlü oluruz... o zaman anlarız değerini sevginin ve paylaşımın... ve o zaman değer bulur yaşamak... savaştığımız sürece varız. oysa... gitme diyecek kadar bile yürekli olamayız... istesek de yapamayız bunu... dedim ya; umarım birgün kaybettiklerimiz için acı duymayı öğreniriz. çünkü o zaman değerini anlarız elimizdekilerin. ve o zaman belki mutluluğun, elimizden, bir balık kayganlığında kayıp gitmesine izin vermeyiz... avuçlarımızı sımsıkı kapatmayı öğreniriz belki birgün...

Pazartesi, Mayıs 02, 2005

"hayatta önümüze gelen sorulara verdigimiz yanitlar çizer portremizi evetler ve hayirlar kesin noktalari belkiler ve susmalar bulanik damlalari temsil eder,ve ben taniyamiyorum seni yüzünün keskin hatlari yok kurumamis damlalar akiyor tualden asagi.haklisin aslinda bütün suç benim kaç saattir agliyorum bilmiyorum, ve düsen her damla siliyor resmini....!"

Çarşamba, Nisan 27, 2005

Grileşen


Gitgide grileşen bir şehir oldun.Hergün biraz daha kenarlaşan çıkmaz sokaklarla dolu mahallelerinde yaşamaya çalışan Cenin kıvamında insanlar yarattın,beklemekle yükümlü.Mektupların sararıyor,Hergün biraz daha aşağılarına gidiyor toprağınVe defalarca bir tarih öğretmeni edasıyla okuyorum yüksek sesleNedensiz ve sonuçsun bir şehrin düşüşünü.Artık kitaplardan biliniyor aşkın ne demek olduğu.Tarifi var.Herşey hazır olduktan sonraki bir miktar sevişmelerseUykuları getiriyor zamansız.Amansız bir hastalık tutuldu okullarındaki çocukların başına.Oysa en kırmızı halini almıştı beslenme çantalarındaki yasak elmalar.Diğerlerininkiler yalan bir boyamayken.Hala sıralarını bozmamaya gayret eden sınıflara girerkenTek renkte gökkuşağı birikmişliğiyle yaşamaya çalışan diğerleri.Birgün gelecek ve bir çizgi olabilmenin mutluluğun anlamı olduğunu yazacaklar ansiklopedilereBilmeden olasılığın ve uzayın ne demek olduğunu.Anlıyor musun herşey beyaz bir sayfada yaşanacak içinde bulunulan kareye hapsolunarak.Karşısına geçip alkışlayacaklar o yaratıcılığı.Sonra şehirler düşmeye devam edecek ve grileşmeler alabildiğine.Bense savaşın ortasında bir çocuk olacağım hep yalınayak anlam veremeden olanlara.Beni de inandırabilecekler mi sanıyorsun hücrelerdeki işkencelerde;Ellerinde gökyüzünü saklayarak,yıldızları,güneşi ve bulutları sana bedavaya gelen.O güzel sokakların şimdi fotoğraflarda hapis.Her bakışımda her gidişim aynı yoldan aynı kıvrılmaya eksiltmiyor bir an olsun o günün geleceği çelişksini taşıyışımı.Belimi bükse de ağırlığı,Biliyorum gözlerine güneşi yerleştireceğim gün de gelecek.

Kerem Korkmaz

Bu Mektubu Okumayın


Posted by Hello

Pazar, Nisan 17, 2005

Genç Türk kadını dayağı haklı görüyor!


Avrupa Parlamentosu'nun Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komitesi Türkiye'de kadınların toplumsal, ekonomik ve siyasal etkinliklerdeki rolü üzerine bir taslak raporu yayımladı. Raportörlüğünü Avrupa Parlamentosu üyesi Hollanda vatandaşı Emine Bozkurt'un yaptığı taslak rapor, Komite'de 26 Mayıs'ta oylamaya sunulacak. Rapora göre, şiddet gören kadınların yüzde 68'i kendisine karşı şiddet kullanıldığını belirtirken, yüzde 39'u eşinin kendisini dövmekte haklı olduğunu düşünüyor. 15 - 19 yaşlarındaki genç kadınların yüzde 63'ü ise dayağın haklı görülebileceği kanısında.UNICEF tarafından yapılan tahminlere göre, her yıl 600 bin ile 800 bin arasında kız çocuğu zorunlu eğitim yaşına gelmelerine karşın okula gidemiyor. Türkiye'deki okumamışlık oranı kadınlar arasında yüzde 25 düzeyinde. Avrupa Yaşam ve Çalışma Koşullarının İyileştirilmesi Vakfı tarafından yapılan araştırmaya göre ise Türkiye'de kadınların yalnızca yüzde 27'si resmi işgücü piyasasına katılabiliyor. Hukukçu, doktor ve akademisyenlerin ise sadece yüzde 30'u kadın.Kadınların durumlarına ilişkin endişelerin başında okuma - yazma oranının düşüklüğü, siyasal alanda çok sınırlı temsil edilme ve kadınlara yönelik şiddete dikkat çeken Avrupa Komisyonu'nun 2004 İlerleme Raporu'nda; Güneydoğu ve Karadeniz bölgeleri ile kırsal alanlarındaki ekonomik ve sosyal az gelişmişliğin kadın sorunun ağırlaştığına dikkat çekiliyor, Türkiye'de aile içi şiddet olaylarının mağduru durumundaki kişilerin yüzde 86.1'ini kadınların oluşturduğu belirtiliyordu.

Pazar, Nisan 03, 2005

Socrates "beynimizi tokatlayan fizlozof"

Eflatun'dan...
Eflatun'a iki soru sormuslar:

Birincisi "insanoglunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir ?" Eflatun (Sokrates) tek tek sıralamış :

-Çocukluktan sıklırlar ve büyümek için acele ederler. Ne var ki çocukluklarını özlerler...
-Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.
Ama sağlıklarnı geri almak için de para öderler...
-Yarından endişe ederken bugünü unuturlar.
-Dolayısıyla ne bugünü ne de yarini yasarlar.
-Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler...

Sıra gelmiş ikinci soruya ; "Peki sen ne öneriyorsun?"Bilge yine sıralamış ;

Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın!
Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi "sevilmeye" bırakmaktır ...
Önemli olan; hayatta "en çok şeye sahip olmak" değil, "en az şeye ihtiyaç duymaktır"!!!!Posted by Hello

Cuma, Şubat 04, 2005

biraydaipekyolu.blogspot.com


Ve hep aklımdaydı GİTMEK
Anlamak için hayatı biçok farklı işte çalıştım boş kaldıkça.
Ama bu merakımı dindirmedi...bilinmeyene , hayattaki yaşadığım bi çok şeye olan merakımı dindirmedi.
Okul biterken adamların boğazına sarılıp Türkiyenin belki de en iyi firmasında staja girdim.Düzgün işletmecilik nasıl olur,ordaki çalışanlar nasıl insanlardır,ne hissediyolardır...bunları görmek istiyodum.Birbirine yakın ve çok sıkı maaş alan bu adamların bazıları mutlu olmayı başarıyodu,örnek insanlardılar:) allahbinrazıolsun. Bazıları ise hiçbişekilde tatmin olmuyorlar ve sadece şikayet ediyolardı.Onların tavırlarını görmek ve onlardan öğrenmek çok güzeldi,stajdan sonra 3 ay da onların yanında çalıştım,dönemsel çalışan gibi...Bu sırada askerliğim ile işin ordaki bitiş tarihi arasında 1 ay vardı.
Çantamı alıp bi gezi yapmak istiyodum(aslında hiç de sık yapmadığım bişeydir)Sonra hindistangezi.com diye bir site gördüm.Bir ayda hindistana nasıl gidilebileceğini anlatıyodu.Sonra birgün bi hayalimi gerçekleştirmemde bana faydası olur diye biriktirdiğim paramı aldım,planımı yaptım.Biraz tereddüt ettim,tehlikeli yerlere gideceğim için.Bir an duraksadım....fakat gitmeliydim yapmalıydım,kendimi ateşe atmalı ve öğrenmeliydim.
Tam bir aylık bir gezi yaptım.Karayolundan İran-Pakistan ve Hindistanı gezdim.Aradığım mistisizim yerine saati 5$ dan meditasyon buldum.

Hindistan din turizmini tüm dünyaya mükkemmel pazarlayan bir ülke.Sokaklarda Hintli kadar yabancı turist vardı.Biçok önyargıya , takılıp kalmalara , sevgisizliğe , problemlere yukardan bakabileceğimi düşündüm belki de içten içe...Fakat hep dedikleri gibi gittiğin yere kalbini ve aklını da götürdüğün için problemlerin de seninle birlikte geliyordu aslında...
Farklı tatlar,farklı zorluklar,binbir milletten insanla tanışıp sohbet etme olanağı buldum.Aradıklarımın aslında tahmin etmiş olduğum gibi tam da burda --ayak bastığım bu yerde-- benimle birlikte olduğunu gördüm :)
Ardından askerliğimin başlamasına 5 gün kala Hindistan dan çıktım...sınırlı para ve kısıtlı zamanda çok az uyuyarak inanılmaz uzun yolculuklarla...oturacak yerin bile bulunamadığı trenlerle...normalde bi saatten fazla oturulmayacak koltuklu otobüslerle geçtim yolun büyük bir kısmını.Bu sırada kardeş oldum hayatımda hiç görmediğim göremeyeceğim insanlarla... :)
Döndüğüm günü ertesi sabahı askere gittim/Türkiyenin tartışmasız en mükkemmel askerliğini yaptım(Bursa'da).Ordayken İngilizce çalıştım,kitap okudum,internet takıldım,gülmekten öldüm askerlerle.5 buçuk ayda hiç izin kullanmadan askerliği bitirdim..Ordayken de hep öğrenmeye dersler çıkarmaya çalıştım herşeyden.Son hafta 2000 kişiyle vedalaştım.Hepsinin yolu açık olsun!:)